Sağlıklı Üretim Materyali Seçimi | Organik Tarımda Üretim | Organik Tarım

Organik Tarımda Sağlıklı Üretim Materyali Seçimi

Organik Tarımda Bitki Seçimi

Organik Tarım ve Dayanıklı Çeşit Elde Etme

Bitki çeşitleri arasında hastalıklara karşı duyarlılık bakımından farklılıklar bulunduğu MÖ 370-286 yıllarında yaşayan Theophrastus tarafından tespit edilmiştir. Bu tarihten sonra değişik bitkilerde farklı hastalıklara karşı dayanıklı olan çeşitler üreticilere sunulmuştur.

Bitkinin bir hastalık etmeni ile karşılaşması durumunda enfeksiyona karşı koyabilmesine dayanıklılık denir. Patojenin gelişimini ve aktivitesini geciktirme ya da bastırma yeteneğine sahip, belirtilerin ortaya çıkışını engelleyen veya azaltan bitkiye de dayanıklı bitki adı verilir. Dayanıklılığın kalıtsal oluş niteliği baskın olmakla birlikte sonradan kazanılmış da olabilir. Genellikle kalıtsal olan dayanıklılık genlerle yönetilir. Dayanıklılık, yalnızca bitkide bir dayanıklılık geni bulunmasına bağlı değildir. Patojenin kalıtsal niteliklerine de bağlıdır. Temelde hastalığın durumunu, bitki ile patojenin kalıtsal nitelikleri arasındaki ilişki belirlemektedir. Dayanıklılığın büyük çapta kalıtsal nitelikli oluşu ona aynı zamanda sürekli değişim özelliği de verir. Bitki çeşidi ve hastalık etmenindeki kalıtsal varyasyon kaynakları dayanıklı bitkilerin bu niteliklerini zamanla yitirmelerine yol açar. Böylelikle, hastalık etmenlerinde ırkların doğmasına yol açan olaylar, bir çeşidin belirli bir hastalığa uzun yıllar dayanıklı kalma olanağını da ortadan kaldırmaktadır.

Bazı hastalıkların tek mücadele şekli dayanıklı çeşit yetiştirmektedir. Özellikle iletim demetlerinde yaşayan ve solgunluk yapan fungus ve bakterilere ve hububatta pas etmenlerine karşı yapılacak ve uzun süre dayanıklılık sağlayacak tek yöntem dayanıklı çeşit yetiştirmektir. Dayanıklı çeşitlerin yetiştirilmesi diğer ıslah yöntemlerinden farklı değildir.

Dayanıklı çeşit elde etmede genellikle üç ana yöntemden yararlanılır. Her üç yöntemin uygulanması sırasında patolojik yönden dayanıklı çeşit ararken, çeşidin agronomik ve teknolojik özellikleri yanında patojenin virülens ırkının da bilinmesi ve çalışmalara dâhil edilmesi zorunludur.

Dayanıklı çeşit elde etmede genellikle uygulanan üç ana yöntem şunlardır:

  • Seleksiyon
  • Mutasyon
  • Kombinasyon (melezleme).

Seleksiyon: Seleksiyon yönteminde seçim yapılacak bitkisel materyalin mutlaka arzu edilen verim ve kalite özelliklerini taşıması gerekir. Bu yöntem istenilen özellikleri taşıyan materyaller arasında hastalığın yoğun olarak görüldüğü yerlerde ve yıllarda özellikle yabancı döllenen türlerde hasta bitkiler arasından sağlıklı olanların aranıp seçilmesine dayanır. Ancak seçilen bireylerin gerçekten hastalığa dayanıklı olup olmadığını ya da tesadüfen patojenin enfeksiyondan kurtulduğunu ortaya koyabilmek için yapay epidemi ortamlarında yetiştirilmeleri ve incelenmeleri gereklidir. Bu ortamlarda da dayanıklılık gösteren bireylerin, patojenin virülent ırkının kullanıldığı yapay epidemilerde hastalanma durumlarına bakılır. Daha sonra, yapay epidemilerde olumlu bulunan bireyler, agronomik özellikleri arzu edilen nitelikte ise çoğaltılmakta ve üreticilere aktarılmaktadır. Ülkemiz, birçok kültür bitkisinin ana vatanı olduğu için, seleksiyon yönünden geniş bir kaynak mevcuttur. Elde edilecek dayanıklı çeşitlerin kalite, verimlilik, piyasaya uygunluk vb. gibi özelliklerini de dikkate alarak kolay ve oldukça ucuz olan bu yöntemden yararlanmak mümkündür.

Mutasyon: Bazı mutagenik maddelerin kullanılması ile bitkilerde hem hastalık ve zararlılara hem de çevre şartlarına karşı dayanıklı mutantlar elde etmek mümkündür. Bazı durumlarda da üretim alanında meydana gelen doğal mutasyon nedeni ile dayanıklı bireyler ortaya çıkabilir. Mutasyona uğratılan veya mutasyon sonucu meydana gelen bireyler, daha sonra patojenin virülent bir ırkının kullanıldığı yapay epidemi ortamlarında yetiştirilerek dayanıklılık yeteneklerini sürdürme durumları açısından incelenmektedir. Bu aşamadan sonra, dayanıklılıklarını sürdüren bitki bireylerinin çoğaltılması gerçekleştirilir. Ancak bu yöntemin tüm bitkilerde başarılı bir biçimde kullanılamadığı da ifade edilmektedir.

Kombinasyon: Bu yöntem melezleme adı ile bilinmektedir. Kendine döllenen bitkilerde bazı karakterler oldukça sabittir. Yönteme göre ilk yapılacak işlem, agronomik özellikleri iyi olmasa da konukçu bitkinin istenilen hastalığa dayanıklı olan hatlarını veya bireylerini belirlemek veya seçmektir. Dayanıklı hatlar ya da bireyler saptandıktan sonra, bunların agronomik özellikleri istenilen düzeyde olan bireyler ile melezlenmesi çalışmalarına başlanılır. Elde edilen F1 melezleri kendi aralarında çaprazlanarak F2 melezleri ortaya çıkarılır. Daha sonra bu melezler arasında seleksiyon yapılarak istenilmeyen özelliklere sahip hatlar deneme dışı bırakılır ve amaca uygun olanlar geriye doğru melezlenmek sureti ile homozigot hatlar veya bireyler elde edilir. İstenilen özellikleri taşıdıkları saptanan homozigot hatlar ya da bireyler çoğaltılır ve üreticiye sunulur.

Bu yöntem uzun süreli çalışmaları kapsamaktadır. Kombinasyon yönteminde bir çeşidin hastalığa dayanıklı kültür veya yabani formu kullanılabilir. Ayrıca türler veya cinsler arasında melezleme yapılmaktadır.

Özetlemek gerekirse;

  • Ortama patojenin yeni ırklarının bulaşması,
  • Patojenin yeni ırklarının oluşması,
  • Bitkinin yetiştirildiği ortamın koşullarındaki değişimler dayanıklılığını değiştirebilmektedir.

Daha öncede belirtildiği gibi dayanıklı çeşit elde etme özellikle diğer yöntemlerle önlenmesi güç olan veya hiçbir savaşım yolu bulunmayan hastalıklar için önem taşımaktadır. Burada üzerinde durulması gereken konu ise belirli bir hastalığa karşı elde edilen dayanıklılığın geçerli olan agronomik ve pomolojik özellikler ile bir araya getirilmesi ve bunun sürdürülebilmesinin sağlanmasıdır.

Bitkilerde gerçek anlamda dayanıklılık, bitkinin genetik yapısı ile ilişkilidir. Dayanıklılık bazen bir veya birkaç gen ile kontrol edilebilirken (monogenik veya oligogenik) bazen çok sayıda gen (poligenik) tarafından yönetilmektedir. Örneğin, lahana ve bezelyede fusarium solgunluğu ve soğanda antraknoz hastalıkları etmenlerine karşı dayanıklılık bir ya da birkaç gen tarafından idare edilmektedir. Buna karşın pas hastalığı, külleme vb. hastalıklarda patojenlerin ırklar oluşturabilmeleri nedeni ile dayanıklılığın çok sayıda gen ile ilişkili olduğu ifade edilmektedir.

Bazı durumlarda ise bitkilerin gelişme hızlarından veya vejetasyon sürelerindeki değişmelerden kaynaklanan geçici dayanıklılık ortaya çıkabilmektedir. Hızlı bir gelişme gösteren veya hızlı büyümesi teşvik edilen bazı bitki çeşitlerinde hastalık etmenlerine kalıcı olmayan bir dayanıklılık durumu söz konusudur. Bazen bitkilerin ekim ya da dikim zamanını erken veya geç döneme almak sureti ile bitkilerin duyarlı oldukları evre ile patojenin yoğun görüldüğü çevre birbirinden ayrılabilir. Bu durumda, bitkiler patojenlerin olduğu dönemde daha olgun ve gelişmiş dokulara sahip oldukları için biraz daha dayanıklı olur. Örneğin, tahıllarda erken ekim kara pas hastalığı etmenine, lahanalarda geç ekim külleme hastalığı etmeninin (erysiphe cruciferarum) ve açıkta yetiştirilen domates ve biberlerde ise erken veya geç dikim stolbur (big bud) etmenine bu şekilde dayanıklılık ortaya koyabilmektedir.

Organik Tarım ve Çapraz Koruma

Karşı koyma adı ile bilinen bir uygulama şeklidir. Burada, bir bitkinin bir patojenin virülensi az olan bir ırkı ile bulaştırılarak aynı patojenin virülent ırkına karşı korunması amaçlanmaktadır. Bu tip uygulamaların bazı bitki-patojen kombinasyonlarında denendiği ve başarılı sonuçlar alındığı görülmüştür.

Organik Tarım ve Meristem Kültürü

Bilindiği gibi bitkilerde meristem devamlı olarak bölünebilme yeteneğine sahip olan hücrelerin oluşturdukları dokulardır. Bu dokular sayesinde bitkiler yeni hücre ve organlar kazanarak büyür.

Meristem kültürünün esası, meristemin bir kaç yaprak taslağı ile izole edilerek uygun bir besi ortamına yerleştirilmesi ve tam bir bitki elde edilmesidir. Bu yöntem, özellikle hastalıklar ile bulaşık olan bitkilerden, sağlıklı bitkiler elde etmek amacı ile yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu yöntemde patojenlerin gelişmesi ve bitkideki ilerleme hızlarının, bitkinin gelişme hızından geride kalmasından yararlanılır. Yani diğer bir deyişle hastalıklı bitkilerin uç meristem dokuları patojenlerle bulaşık değildir. Bu özellikten yararlanarak patates, şekerkamışı, bezelye, karnabahar, çilek, muz, turunçgiller, süs bitkileri vb. birçok bitki türünde meristem kültürü aracılığı ile virüssüz ve solgunluk hastalıkları etmenlerini (fusarium spp. ve verticillium spp.) içermeyen bitkiler ortaya çıkarmak mümkündür.

Organik Tarım ve Meristem Kültürü:

Organik Tarım ve Meristem Kültürü.

Meristem kültürü, son yıllarda termoterapi (sıcaklıkla iyileştirme) ile birleştirilerek hastalıksız bitkiler elde edilmesi, bitki ıslahı, bitkilerin uzun süreli muhafazası ve klasik yöntemler ile üretilmesi güç ya da yavaş olan bitkilerin hızlı üretimi amaçları ile kullanılmaktadır. Meristem kültürü sonucunda elde edilen hastalıksız üretim materyali, tamamen bulaşık bitkilerde yeni tesislerin kurulması için bir başlangıç ya da stok materyali olarak değerlendirilmektedir.

Organik Tarımda Tohum Seçimi

Tohum, bitkilerin kültüre alınmasından bu yana yararlanılan önemli tarımsal girdilerin başındadır. Zira bitkisel üretimde toprak işlemesi, sulama, gübreleme, mekanizasyon ve bitki koruma gibi uygulamalar en iyi şekilde yerine getirilseler bile istenilen düzeyde ürün elde edebilmek, kullanılan tohumluğun niteliğine ve kalitesine bağlıdır.

Yeni bir bitki meydana getirebilen generatif veya vegetatif bitki kısımlarına genel anlamda tohumluk denilmektedir. Dikkat edilirse, bu kavramın içinde bitkisel üretimde kullanılan tohum, yumru, gövde çeliği, stolon ve rizom da yer alır. Üretime yüksek nitelikli tohumla başlamak, ürün ve kaliteyi garanti ettiğinden, başarılı bir yetiştiriciliğin ilk koşulunu kaliteli tohumluk oluşturmaktadır. Yüksek nitelikli tohum denildiği zaman çimlenme hızı, gücü ve vigoru yüksek, genetik özellikleri yönünden saf morfolojik özellikleri gelişmiş ve hastalıklar ile zararlılardan arındırılmış tohum anlaşılmaktadır. Ancak son yıllarda bu özelliklere; makine ile ekime uygun olma, hızlı ve homojen çıkış gösterme, ekim zamanında yeterli nem içerme ve kaplanmış olma gibi kriterler de eklenmiştir.

Görüldüğü gibi yüksek nitelikli tohumda aranılan özelliklerden birisi de, bunların hastalıklar ve zararlılar yönünden temiz olmaları durumudur. Tohumların özellikle hastalıklar ile bulaşık olması halinde karşılaşılabilecek olumsuz etkiler özet olarak şunlardır;

  • Elde edilen ürün miktarının azalması,
  • Tohumun çimlenme yeteneğinin azalması veya kaybolması,
  • Bitki hastalıklarının ortaya çıkması ve yayılması,
  • Tohumlarda renk ve şekil değişmeleri,
  • Tohumlarda biyokimyasal değişmeler,
  • Tohumlarda toksin oluşması diyebiliriz.

Diğer taraftan tohumlardaki mekanik zararlanma ile hastalık ve zararlı belirtilerini ayırt etmek gereklidir. Zararlanma bir tohumun bünyesinin (yapısının) fiziksel veya hayvansal etki ile hasar görmesidir. Örneğin; yara oluşması, mekanik hasar ve böcek zararı bazı zararlanma tipleridir. Hastalık ise bir tohumun normal yaşam fonksiyonlarını olumsuz yönde etkileyen ya da bozan bir faktördür. Hastalık uygun olmayan ortam koşullarının doğrudan etkisi ile oluşabildiği, gibi patojenler nedeni ile de meydana gelebilir.

Tohumlarda görülen hastalıklar ve zararlanmalar aşağıda verilen ana başlıklar altında toplanabilmektedir:

  • Tohumlarda genetik kökenli bozukluklar,
  • Tohumlardaki mekanik zararlar,
  • Tohumlarda böceklerin neden oldukları zararlar,
  • Fizyolojik kökenli tohum hastalıkları,
  • Patojenlerin neden oldukları tohum hastalıkları,
  • Tohumlarda diğer faktörlerin neden oldukları bozulmalardır.

Bunlar arasında patojenlerin neden olduğu tohum hastalıkları, diğerlerine oranla daha fazla önem taşımaktadır. Günümüzde çoğu bitkilerde de hastalık yapabilen 2400 adet mikroorganizma (virüs, bakteri, fungus vb.) 383 adet bitki cinsinin tohumlarında hastalık meydana getirir. Son yıllarda yapılan ıslah ve çeşit geliştirme çalışmaları sonucunda belirli hastalık etmenlerine karşı dayanıklı ya da tolerant olan bazı türler elde edilmiş ve tohumları ticari olarak satışa sunulmuştur.

Patojenlerin yayılmalarını önlemek ve patojenlerin neden olduğu ürün kayıplarını en düşük düzeye indirebilmek için tohumlarda bulunan enfeksiyonları belirlemek gereklidir. Bunun için patojenleri saptamak amacıyla yapılan testlerde ana hedef, tohumlardaki etmenleri bulmak, teşhis etmek ve tohumluğun hangi düzeyde bulaşık olduğunu saptamaktır. Üreticilerin satın aldıkları tohumlarda, üretim dönemi öncesi sağlık testleri yaptırmaları, onların güvenli üretim yapma şanslarını artırmaktadır.

Bu sağlık testlerinde;

  • Kullanılacak yöntemin basit, ucuz ve hızlı olması,
  • Sonuçların bir örneği yansıtması,
  • Patojenin kolayca tanınabilmesi,
  • Yöntemin uluslararası kullanıma uygun biçimde olması gibi özelliklerin bulunması istenmektedir.

Üreticilerin kalitesi yüksek olan tohum alırlarken dikkat etmesi gerekenleri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Genetik olarak saf olduğu belli olan tohum alınması,
  • Paket içinde olan tohumun tercih edilmesi,
  • Paket üzerinde üretici firmanın markası, üretim yılı tohum miktarları veya adedi, çimlenme gücü vb. bilgilerin olmasına dikkat edilmesi,
  • Tohumun ilaçlı olup olmadığının incelenmesi,
  • Üreticilerin yalnızca kullanacakları miktarda tohumu alması,
  • Tohumların şekil, renk, temizlik vb. özelliklerine özen gösterilmesi,
  • Paket üzerinde bazı tohum kaynaklı etmenlerden temiz olduğuna ilişkin bilginin olup olmamasının kontrol edilmesidir.

Organik Tarımda Materyal Seçiminde Ekstraktlarından Yararlanma

İnsan ve hayvanlarda olduğu gibi, bitkilerin de hastalık etmenleri ve zararlıların saldırılarından kendilerini korumak için bazı savunma sistemlerine sahip oldukları bilinmektedir. Bu sistemler diken gibi fiziksel engeller ile etmen ya da zararlıların etkinliklerini engelleyen veya onlara toksik olan biyokimyasal maddeler arasında değişen bir dizin içinde yer almaktadır.

Hastalık etmenleri ve zararlıların aktivitelerini etkiledikleri bilinen maddeler çok değişkendir. Bunların arasında genellikle aminoasitler, şekerler, enzimler, fenol yapılı bileşikler, alkaloidler, saponinler, glukosinolatlar ve glikozitler bulunmaktadır. Bitkilerin savunma sistemleri ile ilişkili olabilen bu tip maddelerin ekstraksiyonu ve kullanılmaları bazı ürünlerin hastalık etmenleri ya da zararlılara olan dayanıklılıklarını artırmaya yardımcı olabilmektedir.

Bitki ekstraktlannın etkilerinin daha çok bitkilerin yapısal yönden kuvvetlenmeleri ile bağlantılı olduğu ifade edilir. Örneğin, bitki ekstraktları fungus miselyumlarının penetrasyonuna ve emici böceklere karşı dayanıklılığı artırmakta ya da etmen ve zararlıyı öldürmekten ziyade bunların saldırılarını önlemek amacı ile bitkinin kuvvetli bir biçimde gelişmesini teşvik etmektedir. Bazı bitki ekstraktları ticari preparatlar hâlinde satışa sunulmuş bulunmaktadır. Örneğin; Bio-S değişik bitki ekstraktlarına ilaveten kükürt içeren bir preparat iken, Bio-Blatt adlı preparat soya fasulyesindeki lesitin adlı maddeyi yapısında bulundurmakta ve külleme hastalıklarının önlenmesinde kullanılmaktadır. Bununla birlikte, bitki ekstraktlarının iyileştirici etkiden çok koruyucu biçimde etkili olduğunu gözden uzak tutmamak gereklidir. Ayrıca, bitki ekstraktlarındaki etkin maddelerin çoğu aromatik ya da suda eriyebilir nitelikli bileşikler oldukları için güneş ışığının etkisi ile hızlı bir şekilde yapısal değişme gösterebilmekte ve etkililiklerini yitirebilmektedir.

Diğer yandan, bitki ekstraktlarının etkinliğinde ekstraktın elde edildiği bitki materyalinin yaşı, olgunluk durumu ve üretildiği yöre de önemli bir faktördür.

İlk yorumu siz yazın

Lütfen yorum bırakın.

E-mail ve isim zorunlu değildir.