Cumhuriyet Dönemi Heykel Sanatı | Çağdaş Türk Sanatı Tarihi | Türk Sanat Tarihi

Cumhuriyet Dönemi Heykel Sanatı

Nijat Sirel, İzmit Atatürk Heykeli:

Nijat Sirel, İzmit Atatürk Heykeli.

Sanayi-i Nefise Mektebinden Cumhuriyet’in ilanına dek geçen sürede İhsan Özsoy, İsa Behzat, Mahir Tomruk ve Nijad Sirel olmak üzere yetişmiş dört heykel sanatçısı bulunmakla birlikte bu alanda hedeflenen gelişmeyi sağlayacak düzeyde ve sayıda yetişmiş heykel sanatçısının olmayışı adeta bir devrim özelliği taşıyacak biçimde Cumhuriyet yönetimi tarafından birtakım uygulamalar / önlemler getirilmek koşuluyla Türkiye’de heykel plastiğiyle ilgili çalışmaların temelden başlatılmasını zorunlu kılmıştır.

Cumhuriyetle başlayan sanatta Batılılaşma ve bu yolla çağdaşlaşma atılımları çerçevesinde kaynağını Avrupa’dan alan Türk heykelinin gelişim çizgisinin 1950’lere kadar daha çok sanat üzerine düşünme yönünde değil, sanatın biçimsel ve teknik sorunlarının çözümlenmesine yönelik, figüre ve doğanın klâsik yorumuna dayalı bir anlayışta belli, değişmeyen yöntemlerle devam etmesine neden olmuştur, denilebilir.

Zühtü Müridoğlu, Balerin Bronz, 26x11x9 cm, 1985:

Zühtü Müridoğlu, Balerin Bronz, 26x11x9 cm, 1985.

1937 yılında Türkiye’ye davet edilen Rudolf Belling, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne Profesör olarak atanarak Türk heykeltıraşlarını yetiştirme görevini üstlenmiştir.

Bir yandan Belling’in yetiştirdiği öğrenciler (Hüseyin Gezer, İlhan Koman, Hüseyin Özkan, Mehmet Şadi Çalık, Zerrin Bölükbaşı), diğer yandan Zühtü Müridoğlu ile Hadi Bara’nın yetiştirdiği öğrencilerle (Kuzgun Acar, Ali Teoman Germaner, Gürdal Duyar, Füsun Onur, Tamer Başoğlu) sayısı giderek artan bir dizi genç heykelcinin zamanla daha da yoğunlaşan özgür ve özgün sanat yapma eğilimleri, Türk heykel sanatının gelişiminde oldukça önemli katkılarda bulunmuş ve 60’lı yıllara gelindiğinde geçmişi bu denli kısa olan heykel sanatı açısından hiçbir alt yapıya sahip olunmadığı halde oldukça büyük bir mesafe alınarak heykel sanatının gelişimi yalnızca biçimsel ve teknik sorunlarla sınırlı kalmayıp aynı zamanda sanat üzerine düşünülmeye ve kavram boyutunda da ele alınmaya başlanmıştır. Dolayısıyla tüm bunlar artık sanatçıların evrensel, kendilerine özgü çizgilerini oluşturabilmelerine olanak sağlamıştır.

Ali Hadi Bara, Zühtü Müridoğlu, Barbaros Anıtı, 1944:

Ali Hadi Bara, Zühtü Müridoğlu, Barbaros Anıtı, 1944.

Türkiye’de heykel sanatının gelişmesine önemli katkıları olan heykeltıraşlarımızdan Zühtü Müridoğlu ilk dönem yapıtlarında A. Maillol’un düzen ve uyumundan etkilendi. Figüratif heykellerinde yumuşak bir hacimlendirme yöntemi kullandı. Hadi Bara ile birlikte 1941-43 arasında Beşiktaş’taki “Barbaros Anıtı”nı gerçekleştirdi. İlk soyut çalışmalarını 1950’den sonra yapmaya başladı. Önceleri doğal biçimleri stilize bir anlayışla heykel ve kabartmalara uyguluyordu.

1950’lerin ortalarında geometrik soyuta yöneldi ve heykel alanında ki bu anlayışın Türkiye’deki ilk temsilcilerinden biri oldu. 1953’te Londra Çağdaş Sanatçılar Enstitüsü tarafından düzenlenen uluslararası heykel yarışmasında “Bilinmeyen Siyasi Esir” adlı yapıtıyla ödül kazandı.

Ratip Aşir Acudoğu (1898 – 1957), ilk Cumhuriyet kuşağı heykeltıraşlardandır. 1918’de Sanayi-i Nefise Heykel Bölümü’ne kaydoldu. İlhan Özsoy’un öğrencisi oldu. 1920’de kendi imkânlarıyla Almanya’ya gitti. İki yıl Münih’te kaldı sonra Paris’e geçti. 1925’te Türkiye’ye döndü. Girdiği sınavı kazanarak aynı yıl, devlet adına yeniden Paris’e döndü. 1929’da yurda döndü ve çeşitli okullarda resim öğretmenliği yaptı. Heykel alanında kişisel üslup sorununun ilk kez Ratip Aşir Acudoğlu ile gündeme gelmiş olduğu söylenebilir. Başlıca eserleri; Fahriye Yen’in Başı, Şehit Kubilay Anıtı (Menemen), İnönü Anıtı(Erzincan), Atatürk Anıtı (Ankara, Ziraat Fakültesi)

Ratip Aşir Acudoğlu, Fahriye Yen’in Başı:

Ratip Aşir Acudoğlu, Fahriye Yen’in Başı.

Ali Hadi Bara da (1906 – 1971) ilk cumhuriyet kuşağı heykeltıraşlardandır. 1923 yılında Sanayi-i Nefise’ye kaydoldu. 1927 yılında sınav kazanarak devlet adına Fransa’ya eğitime gönderildi. 1930’da yurda döndü. Akademi’de görev aldı. 1949’a kadar figüre bağlı çalışmalar yapmıştır. Bu tarihte yeniden Fransa’ya gitmiş, non-figüratif çalışmalardan etkilenmiş ve yurda dönüşünden sonra figüratif çalışma yapmamıştır.

1950’de Belling’in yönetimindeki heykel atölyeleri ikiye ayrılarak birisinin yönetimi Hadi Bara ve Zühtü Müridoğlu’na verilmiştir. Başlıca eserleri; Havva, Bedia’nın Başı, Çıplak, Mareşal Fevzi Çakmak’ın Büstü, Atatürk Büstü, Barbaros Anıtı (Zühtü Müridoğlu ile)

İlk yorumu siz yazın

Lütfen yorum bırakın.

E-mail ve isim zorunlu değildir.